Türk Mitolojisi / Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu

Türk Ocakları’nın 100. ve Pamukkale Üniversitesi’nin kuruluşunun 20. Yılı anısına 6-7 Aralık 2012 tarihleri arasında “Türk Tefekkür Dünyası Bilgi Şöleni”ni düzenliyoruz.
Düşünce sığlığının yaşandığı günümüzde tefekkür dünyamızın engin iklimini hatırlamak ve geleceğimizi kirlilikten arınmış, “irfanı hür, vicdanı hür” ilim ve irfan dünyası zengin bir nesle devretmek maksadıyla, “Türk Tefekkür Dünyasına” hizmet vermiş, bu alanda çalışmalarda bulunmuş ve bulunacak olan siz değerli bilim insanlarının, araştırmacıların ve tefekkür edenlerin bilgi şölenini onurlandırması bizleri mutlu edecektir.
Bilgi Şöleni’nde tek tek konu başlıkları belirlenmemiştir. İslamiyet öncesinden bugüne Türk tefekkürüne veya düşüncesine ilişkin çalışmalar Bilgi Şöleni’nin konusunu oluşturmaktadır. Konaklama ve yeme-içme giderleriniz tarafımızdan karşılanacaktır. Bilgi Şölenimiz hakkında daha geniş bilgiye Bilgi Şöleni web sayfasından ve sekreteryadan ulaşılabilir.
Bilgi şölenine yapacağınız katkıyı bekler, şimdiden teşekkür eder, bu vesile ile selam ve saygılarımı sunarım.
Bilgi Şöleni Düzenleme Kurulu Başkanı Prof.Dr. Selahittin ÖZÇELİK



Devamını oku...

DOSTLUK ÜZERİNE
FETHİ GEMUHLUOGLU'nun, 22 Kasım 1975 tarihinde 'Dostluk' üzerine irticâlen yaptığı konuşma.
Kalbimi oymuşlar, oymuşlar da şimallim Hayâlini, resmini değil Seni koymuşlar içine; Onun içindir adınla atışı…
Efendim,
Evveli, âhiri, zâhiri, bâtını selamlarım. El-Evvelü Allah, El-Âhirü Allah, Ez-Zâhirü Allah, El-Bâtınü Allah. Sâhib’i selâmlarım. Sâhib-i Hakîki’yi selâmlarım. Sağımı, solumu, önümü, ardımı selâmlarım. “Levlâke Sırrının Mazharı”nı selâmlarım. Vâlidesini, Hadîce Vâlidemi, Fâtıma Vâlidemi selâmlarım. Cihâr-ı Yâr-ı Güzîn’i selâmlarım. Erkân-ı Erbaa’yı: Selmân’ı, Mikdâd’ı, Ammâr’ı, Ebu-Zerr’i selâmlarım. İmâmeyn’i Muhteremeyn’i selâmlarım. Tâife-i ecinnîyi selâmlarım, mü’minlerini ve müslimlerini. Ve sizi selâmlarım.
Peygamber-i Ekber bir hadîs-i nebevîlerinde buyuruyorlar ki, “Önce selâm, sonra kelâm”. Önce sizi selâmlıyorum. Yine Peygamber-i Ekber buyuruyorlar ki bir hadîs-i nebevilerinde, “Önce refîk, sonra tarîk”. Önce yolda yoldaş, sonra yol.
Dostluk üzerine konuşmak gibi, hiç mu’tâdım değil konuşmak. Elli üç yaşındayım. Kırk senedir söz orucu tutuyorum. En az yirmi senedir, yirmi beş senedir yazı orucu tutuyorum. Ne yazarım, ne çizerim. Zaten okur-yazar takımından da değilim. Ama bu sözleri size sanki bir vedâ gibi, sanki son sözlerim gibi… “Hâl sârîdir” buyurulmuştur. Maraz da sârîdir. Dilerim ve umarım ki, benim marazım sârî olmasın ve burada şevk sârî olsun, cezbe sârî olsun ve aşk sârî olsun.
Tabiî, ezelde aşk vardı. “Levlâke levlâke lemâ halaktü’l-eflâk”de kâinâtın aşk için halk edildiği meydanda. Onu… Eşrefoğlu diyor ki:
Yoğ idi levh ü kalem, aşk var idi Âşık u ma’şûk u aşk bir yâr idi Âşık u ma’şûk u aşk bir yâr iken Cebrâil ol arada ağyâr idi
Cebrâil, Cibrîl-i Emîn, Nâmûs-ı Ekber ol arada ağyâr idi, der. Demek ki, kâinât, eflâk aşk üzere, dostluk üzere halkedilmiştir.
Size bazı dostluk, remzî de olsa bazı dostluk hikâyeleri anlatmak isterim. Bu hikâyeler hakîkatın ta kendisidir. Dost ol kişidir ki, öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan gecede Peygamber-i Ekber’in yatağında yatar, O’na Şâh-ı Velâyet denir. Dost ol kişidir ki, Yâr-ı Gâr’dır. Kucağında, mübârek bir emânet vardır. Bütün delikleri elbisesinden muhtelif parçalarla tıkar, son deliğe tabanını dayamıştır. Kucağındaki mübârek emânet, uyumayan uyanıklık içinde uyur görünmektedir. Oradan Ebû-Bekr’i yılan sokar. Dost son deliğe tabanını, taban gibi görünen gönlünü uzatandır, gönlü ile orayı tıkayandır.
Devamını oku...
12/10/2012 Halit Yıldırım
Geçtiğimiz Cumartesi günü Çorum Belediyesi ve Dil ve Edebiyat Derneğinin ortaklaşa tertip ettikleri ve Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sait Başer'in konuşmacı olarak katıldığı ‘Türk Kültüründe Adalet ve Kutadgu Bilig' konferansına iştirak ettim.
Derneğin Azap Ahmet Sokaktaki toplantı salonu konferans için gelenlerle tıklım tıklım dolmuştu. Birçok tanıdık sima buradaydı. Sevgili hocalarım Abdulkadir Ozulu, Ethem Erkoç, Mehmet Tatlısu, Osmancık Belediye Başkanı Bekir Yazıcı, Cemiyet Başkanı Şevket Erzen, DES Başkanı Nihat Örs, Cemal Yıldız, Sümeyra Çağraş ilk aklıma gelenler arasında...
Konferansı pür dikkat izledim. Birçok not tuttum. Yrd. Doç. Dr. Başer önümüze çok farklı bir tarih sahnesi açıvermişti. Çok enteresan bilgiler verdi. Sözlerine "dünyada sınıf ayrımı olmayan tek millet Türk milletidir" diyerek başladı. Çok sözde aydının aksine o "dünyadaki zulümlerin esas kaynağı sınıf problemidir ve sınıflı toplumlarda gerçek adalet gerçekleşemez" diyordu. Ona göre; Türklerin, teşkilatlı devlet kurmasında adaletli bir yönetim anlayışı vardır.
Bu günlerde kasıtlı olarak kirletilen, içi boşaltılan töre sayesinde Türkler uzun ömürlü devlet kurduklarını, törenin, adaleti temin etmek için var olduğunu anlattı. Kitaplarından alıntılar yaparak konuşmasını sürdürdü. Tarihi gelişimi içersinde üç zihniyet devri yaşadığımızı buların "Töre eksenli Maturidi dönem, Eş'ari ve İmamı Rabbani ağılıklı dönem ve son olarak da pozivitist dönem" olduğunu vurguladı. Maturidi dönemde en parlak zamanların yaşandığını, içinde bulunduğumuz keşmekeşten çıkışında yine Maturidi sisteme dönmekle olacağını savundu.
Konuşmasında Kutadgu Bilig'ten ve Orhun Abideleri'nden alıntılarla zenginlik katan Başer, KÖK TENGRİ'nin nasıl GÖK TANRI'ya dönüştürüldüğünü, Türk Kültüründe şamanların olmadığını, özellikle Avrupalı müsteşrik ve Türkiyatçıların kasıtlı olarak İslam öncesi Türkleri Şamanist, çok tanrılı bir toplum gibi göstermeye çalıştıklarını eser ve yazar adlarıyla anlattı.
"Türklük davası sadece bir soy davası değildir. Davayı soy davasına indirirseniz, töreyi imha edersiniz" diyen Başer'e göre "Türk doğulmaz, Türk olunur. Türklük bir sıfattır ve elde edilen bir değerdir. Töreye uyana Türk denir. Uymayan çıplak-vahşidir. Törenin kirletilmesi Türk kimliğini imha projesidir."
Devamını oku...
Çorum Belediyesi, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Çorum Şubesi (TDED) ile birlikte ‘Türk Kültüründe Adalet ve Kutadgu Bilig’ konulu konferans düzenledi. 6 Ekim Cumartesi günü TDED Konferans Salonu’nda düzenlenen programa Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sait Başer konuşmacı olarak katıldı.

Türklerin, teşkilatlı devlet kurmasında adaletli bir yönetim anlayışının olduğunu belirten Sait Başer, Türklerin adalet anlayışının temelinde ''töre'' olduğunu söyledi. Başer, ''Türkler töre sayesinde uzun ömürlü devlet kurmuşlardır. Töre, adaleti temin etmek için vardır. Devlet töreyi yaşatmak için elindeki imkanları kullanmalıdır. Adalet için sınıfsız toplumların oluşması gerekir. Bunu da ancak devlet sağlayabilir'' diye konuştu.
Devamını oku...
HAMAMÖNÜ SÖYLEŞİLERİ
Kabakçı Konağı Ekim Ayı Etkinlikleri
Yer: Altındağ Belediyesi Kültür Sanat Evi
Kabakçı Konağı
Adres: Hacettepe Mahallesi, Hamamönü Sokak, No: 6/A (Tarihi Karacabey Hamamı’nın karşısı) Altındağ/ANKARA
Altındağ Belediyesi tarafından Hamamönü’nde gerçekleştirilen, yıl boyunca takipçilerine keyifli anlar yaşatan kültür, sanat ve edebiyat söyleşileri bu sezon 5’inci yılına giriyor. 5 yıldır sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği Hamamönü Söyleşileri’nin Ekim ayı programı da önceki aylarda olduğu gibi yine sanatla, kültürle ve sohbetle dopdolu…
Her yaş grubundan oldukça geniş kitleler tarafından takip edilen ve her akşam yüzlerce kişinin katıldığı Hamamönü Söyleşileri yeni dönem programı belli oldu. Söyleşilerin ilk ayında yine dopdolu bir programla takipçileriyle buluşacak olan Hamamönü Söyleşileri, Ankaralıları Hamamönü’nde buluşturmaya devam edecek.
Hamamönü akşamları söyleşilerle aydınlanacak
Ekim ayı Hamamönü Söyleşileri kapsamında, önceki aylarda konuk olan isimlerin yanı sıra, daha önce söyleşi programına katılmamış yeni konuklar da, birbirinden ilginç konularıyla yer alacaklar.
GESAM’ın “Telif Hakları Korsanla Mücadele” konulu söyleşisi, Mehmet Nuri Parmaksız’ın Kabakçı Konağı Şiir Dinletisi, Hayati İnanç ile “Can Veren Pervaneler”, Muhafazakar Demokrat Düşünce Topluluğu’nun Demokrasi Söyleşileri, Avrasya Yazarlar Birliği’nin” Gönül Dostları ile Hasbihal” ve “Bulgaristan Hikayeleri” başlıklı söyleşisi, BASINDER’in “Anadolu Medyası” ve “Ahilik” başlıklı söyleşisi, Mevlana Kültür ve Sanat Vakfı’nın “Birey, Toplum ve Kurucu Ahlak İlkeleri” ve “Mesnevi’den Esintiler” başlıklı söyleşisi herkesin yine büyük ilgisini çekecek.

Kırım Derneği’nin “Türkiye’deki Kırım Tatar ve Nogay Köy Yerleşimleri”, Türk Felsefe Derneği’nin Felsefe Sohbetleri, Dünya Aşıklar ve Yazarlar Derneği’nin Aşıklar Gecesi, Mali Müşavirler ve Muhasebeciler Derneği’nin “68’den günümüze” konulu söyleşisi, Irmak Alevi Bektaşi Kültür ve Eğitim Derneği’nin “Anadolu Aleviliği” konulu söyleşisi ve Töre Dergisi’nin Töre Sohbetleri de Ekim ayında söyleşi dostlarını bir araya getirecek.
Müzik dolu akşamlar
Ekim ayı Hamamönü Söyleşileri programında, müzik programları da oldukça revaçta… Altındağ Belediyesi Türk Sanat Müziği Koro Şefi Cengiz Taşkent’ten solo şarkılar, Altındağ Belediyesi Türk Halk Müziği Koro Şefi İlkim Eylül İlk’in “Ankara Türküleri”, Ati Türk Müziği Topluluğu’nun “Saz Eserleri” dinletisi, Neva Türk Müziği Topluluğu’nun “Bizim Sazımız, Bizim Musikimiz” programı ve HAMOY’un göz üzerine yazılmış türküleri dillendireceği “Gözlerin bir içim su…” programı müzikseverlere unutulmaz bir akşam yaşatacak.
Kamil Aydoğan Hamamönü Söyleşileri’ne konuk olacak
Ankara İl Milli Eğitim Müdürü Kamil Aydoğan ise 16 Ekim’de konuk olacağı söyleşi programında hem demokrasi üzerine bir söyleşi gerçekleştirecek hem de “Kısık Vadisi” isimli kitabını sevenleri için imzalayacak.
Barihudâ (Tanrıkorur) Hanımın Hidâyet Yolculuğu
"Allah, Kendisine Yönelene Hidâyet Eder"
İnsan, Cenâb-ı Hak’tan samimiyet ve ısrarla isterse, Allah ona cevap verir.
Barihudâ Tanrıkorur
İlk adı, Charmaine Angele Moo. Şimdiki ismi Şermin Barihuda Tanrıkorur. Ûdî bestekâr, yazar, merhum Cinuçen Tanrıkorur’un hanımı… 1946 yılında Jamaika’da doğdu. Üniversite eğitimi için Amerika’ya gitti. 1972-1975 yılları arasında Kaliforniya Eyâlet Üniversitesi’nde (Amerika) Güzel Sanatlar Bölümü’nün Heykeltıraşlık ve Tasarım kısmında yardımcı doçentlik yaptı. Daha sonra Türkiye’ye geldi. Sekiz yıl Konya’da yaşadı. Türkiye’de Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Bilkent ve Selçuk Üniversitelerinde İngiliz Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyeliği yaptı. 1984-2000 yılları arasında “Türk-İslâm Sanat Tarihi” üzerinde çalışarak “Mevlevî Mimarisi” adlı tez ile doktorasını tamamladı. 1995’ten beri İslâm Ansiklopedisi’ne Mevlevîhâne Mimarisi ve Mevlevîlik üzerinde maddeler yazmakta olan Barihuda Hanım, ayrıca üniversitelerin düzenlediği panel ve sempozyumlara katılarak tebliğler sunmaktadır. 2004-2005 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen UNESCO’ya takdim edilmek üzere «kültür mirası dosyası»nın hazırlanmasında görevli 65 kişilik ekibin başında bulundu. Bu heyetin hazırladığı “Mevlevî Âyin-i Şerifi” adındaki bu dosya, UNESCO tarafından dünya şâhseseri seçildi.
Devamını oku...
Kardeşlik ve yardımlaşma dini; KAKAİLİK

Felakettin Kakayi* ile röportaj
Röportaj; Kejé Bémal
Birbirlerine bakmayı unutan bireylerden oluşan toplumların, birbirlerinin acılarını, sevinçlerini, iyilik ya da kötülüklerini görme şansı kalmaz. Birbirlerini görmeyen toplumların, birbirine düşman kesilmesi ve gerekçesiz zulümler yapması da böylece kolaylaşır. Çünkü kimse tanıdığı ve anladığına düşman olmaz. İnsanı korkutan ve yok etme güdüsünü kışkırtan bilinmeyene duyduğu tedirginliktir. Sanırım bu emperyalistlerin bizden çok önce farkına vardıkları bir formül olsa gerek ki, canları ne zaman Ortadoğu’yu birbirine kırdırtıp ve bu karışıklıktan çıkan rantiyeyi yemek istese etnik ve çeşitli dini grupları birbirine düşürmekle işe başlarlar. Buna uygun zemini biraz da bizim kendimizin dışındaki her inancı ötekileştirmemizden dolayı bulurlar. Ve düşündükleri gibi gelişen planları Ortadoğu’yu kana bularken, Onlar her seferinde sonuca gitmenin vicdansız pervazsızlığıyla yeni katliam ve rant planlarının peşine düşerler.
Sanırım hep beraber bu gidişe "bu dereden bu kadar balık!" demenin zamanı geldi. Bir Kürd çocuğu olarak ben isterim ki işe Kürdistan’dan başlayalım. Güney Kürdistan hepimizin ortak düşüydü, aynı zamanda benim baktığım yerden öncelikli olarak Kuzey büyük parçanın ve diğer parçaların özgürlüğünün de habercisi. Bu anlamda hepimizin büyük ve özenle bu müjdeci bebeği büyütüp, binlerce yılın bize kattığı temel değerlerimiz ve erdemimizle yetiştirmemiz lazım!
Bu anlamda kırmızı çizgilerimizden biri Kurdistan’daki dinlerimiz olmalı. Ulusal kimliğimizin hemen ardından gelen toprak bütünlüğümüz ve bunun içinde yaşayan çeşitli dinlere mensup popülasyonumuz dokunulmazlıklarımızın arasında olmalı ki, sağlam bir temel üzerinden ülkemizi inşa edip birlikte kardeşçe ve özgürce yaşayabilelim.
Meseleyi bu açıdan ele aldığım için size öncelikle kadim dinlerimizden Ezidi’liği tanıtmıştım. Şimdi de Kakailikle ilgili bir dosya hazırlığı içindeyim. Ana hatları ile bu dinin felsefesini öğrenmeniz açısından en yetkili ağızlardan biri olan Felakettin Kakayi ile yapılan bu röportajın hepinizin kafasındaki "Kakailik nedir?" sorusuna öncelikli olarak bir cevap olacağı inancını taşıyorum.
Bu röportaj sayesinde hayatıma giren ve ses tonu dahil tüm varlığı ile insana inanılmaz bir rahatlık ve huzur veren Felakettin Kakayi başta olmak üzere, kendisiyle görüşmemi sağlayan Sayın Mesut Tek’e, (üstelik sadece bu röportajdan dolayı değil varlından dolayı), O olmasaydı asla bu röportaj’ın çevrilemeyeceğine inandığım güzel oğlum Ömer Faruk Kaya’ya, son kırk dakikasının çevirisinde benden yardımını esirgemeyen güzel delikanlım Serhat Ayebe’ye, teşekkür yetmeyeceği için teşekkür etmekten vazgeçtim. Sevgiyle hepsini kucaklarım. E hadi okuyup siz de bana teşekkür edin, müthiş yorucu bir süreçten geçti bu röportaj haberiniz olsun! Yok teşekkür etmeyin bana vazgeçtim. Bunun yerine birbirinizi anlayıp, dinleyin ve işgalcilerin oyunlarına karşı birbirinizi kollayıp yücelin!
Devamını oku...
|
|