beyaz esya servisiizmir evden eve nakliyat
 

FENOMEN

Felsefe Dünyası

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
hd film izle film izle demirdöküm demirdöküm servis bosch servis vaillant servis eca servis ariston servis
Fenomen: Felsefe Dünyası

Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu (1901-1974)

E-posta Yazdır PDF

Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu (1901-1974) Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu 1901 yılında Erzurum’un Tortum ilçesinin Çamlıyamaç Köyü’nde doğmuştur.
Öğrenim yılları bir yandan kadı olan babasının görev yerleri, diğer yandan da Doğu Anadolu’nun göç yılları sebebiyle sürekli değişik yerlerde geçmiştir.  1924 yılında Edebiyat Fakültesi’ni bitirmiş; 1924-1929 yılları arasında Erzurum, Sivas ve Ankara’daki liselerde felsefe, sosyoloji, edebiyat ve Fransızca öğretmenliği yapmıştır.
1930’da doktora yapmak üzere Fransa’ya gönderilmiş, Strazburg Üniversitesinde ikinci felsefe lisansını yapmış, Ziya Gökalp ve Türk Aile Hukuku üzerine hazırladığı tez çalışmasını ilerletmiş olarak 1934 yılında Türkiye’ye dönmüştür.
1934-1938 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde sosyoloji ve ahlâk doçenti olarak görev yapmıştır. 1934’de göreve başladıktan bir süre sonra tekrar Fransa’ya giderek, 1935 yılında doktora tezini vermiş ve 1936 yılında Türkiye’ye dönmüştür.
1942 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde profesörlüğe, 1958’de ordinaryüslüğe yükseltilmiştir. 1947-1949 yılları arasında İktisat Fakültesi Dekanlığı yapmış, ayrıca İktisat ve İçtimaiyat Enstitüsü Müdürlüğü ile Gazetecilik Enstitüsü Müdürlüklerinde bulunmuştur.
1958’den 1972 yılında emekliye ayrılıncaya kadar İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde kürsü başkanlığını sürdürmüş, İktisat Fakültesi dışında Edebiyat ve Hukuk Fakültelerinde de bir süre öğretim üyesi olarak görevde bulunmuştur.
Üç çocuk babası olan Fındıkoğlu Fransızca, İngilizce ve kısmen Arapça bilmekteydi.
Fındıkoğlu 16 Kasım 1974 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir.

Fındıkoğlu şiirden romana, ekonomiden hukuka, felsefeden dine kadar çeşitli konular üzerinde çalışmalar yapmış, çeşitli yerlerde, çeşitli yayın organlarında ve çeşitli alanlarda 3000’in üzerinde yayını bulunan bir bilim insanıdır (Bkz., Kurktan 1958, Erkal 1976, Güngör 1993). Sadece Türk Yurdu Dergisinde 1942-1967 yılları arasında 70 adet makalesi yayınlanmıştır; bunlardan 8’i dil konusunda, diğerleri Türk sosyo-kültürel yapısı ile ilgili diğer problemler üzerinedir.

Fındıkoğlu’nun çalışmalarının “çeşitliliği” ve “çok yönlülüğü” yanında dikkat edilirse orijinal yönünün Türkiye’de yerli ve millî bir düşünce geleneği kurmak olduğu görülür. Böylelikle millî birlik ve dayanışmanın, sosyo-kültürel gelişmenin sağlanmasına katkıda bulunacaktır. Türk Yurdu Dergisinin amacı ve yayın politikası çerçevesinde burada daha çok Fındıkoğlu’nun Türk millî kültürü ve Türk dili üzerine görüşleri üzerinde durularak onun Türkçü ve milliyetçi yönü ortaya konacaktır.

 

Devamını oku...
 

SEMPOZYUM: "Birlikte Yaşamak"

E-posta Yazdır PDF

Türk Felsefe Derneğinin Kurucusu ve Fahrî Başkanı Prof. Dr. Necati Öner'e ithafen Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe Bölümü, Türk Felsefe Derneği ve Atatürk Kültür Merkezi tarafından ortaklaşa tertip edilen "Birlikte Yaşamak" sempozyumumuza davetlisiniz.

SEMPOZYUM:  "Birlikte Yaşamak"

 

KÜLTÜRE FELSEFE İLE BAKMAK

E-posta Yazdır PDF

KÜLTÜRE FELSEFE İLE BAKMAK

Kültüre felsefe ile bakmak aynı zamanda insana felsefe ile bakmaktır. Zira insan, kültürde yansır. Kültür insanın maddi ve manevi bütün ihtiyaç ve başarılarının sergilendiği bir alandır. Kültürün inşa edilebilmesi için tabiat ve onunla uyumlu bir varoluş şarttır. Fakat bu kültürün bir tabiat nesnesi olduğunu söylemek değildir. Aksine kültür tabiat nesnesi olmadığı gibi, tabiata insan tarafından ve insan eliyle katılmış olandır. Daha açık söylemek gerekirse, insan olmaksızın da tabiat vardır ve var olabilir fakat insan olmadan kültür mümkün ve mevcut değildir.

Kültüre felsefe ile bakmak böylece insanı anlamak ve kavramak için bir yol ve araçtır. Kültür insanın doğuştan getirmediği fakat tabiata ilave ettiği her şeyi kapsar. Bu da demektir ki, ilk insandan bugüne kadar hiç kesintisiz bir kültür hayatı ve yaratımı söz konusudur.

İnsanoğlunun kendisini ve çevresini tanıması bir bilinç alametidir. Kendisini çevreden ve ötekilerden tefrik ederek bir “ben” olarak fark etmesi; bir özne ve şahsiyet olarak varolmasının ilk adımıdır. Özne ve şahsiyet olmak ahlakın, hukukun, dinin, sanatın, bilimin kısacası bütün insanî alanın temelidir.

Doç. Dr. Levent Bayraktar

 

III. Uluslararası Felsefe Kongresi

E-posta Yazdır PDF

III. Uluslararası Felsefe Kongresi

“Gelenek, Demokrasi ve Felsefe”

Güncel tartışmalara şöyle bir baktığımızda her gün üzerine düşünülen, konuşulan, yazılar yazılan bir kavram olarak karşımıza çıkar demokrasi. Ancak, demokrasi üzerine konuşulurken kavramın bağlamından kopartıldığını ve içinin boşaltıldığını da görmekteyiz. Demokrasi kavramıyla zaman zaman birlikte ele alınan, zaman zaman da farklı bir şeye vurgu yapmak için kullanılan bir başka kavram da gelenek kavramıdır. Gelenek kavramı içine yerleştirilen birçok şeyin bağlantısız olduğu görülmektedir. “Demokrasi kültürü”, “demokrasinin üç sacayağı”, “geleneğimizde böyle şeyler yoktur”, “gelenekten gelen şeyler”, “gelenekten geleceğe nasıl bir yol almamız gerektiğini tartışmalıyız” gibi ifadelerle hep karşılaşmaktayız. Ancak ne acıdır ki, bütün bunlarla yeterince hesaplaşmamaktayız. Bu hesaplaşma gündelik tartışmalarla yapılamaz. Bu hesaplaşmayı konunun özüne inerek yapmak gerekmektedir. Bunu yapmak da ancak felsefi bir bakışla olabilir. Felsefe burada işin içinde olmalıdır hep. Şimdi, uzun zamandır unuttuğumuz şöyle bir soru sormanın zamanı gelmiştir. Gelenek nedir? Demokrasi nedir? İşte ancak bu sorularla gelenek ve demokrasi kavramları ve bu kavramlarla kavranan şey hakkında yeterli bir bilgiye sahip olunabilir. Oysa yapılan şey kavramların özüne inmek kavramların ne’liği üzerine düşünmek yerine, konunun etrafında dolanıp, retorik sanatını kullanarak, göz boyamak olmaktadır. Ancak felsefenin ışığıyladır ki, kavramlar aydınlığa kavuşur ve sağlam bir zemine oturtulabilir.

Öte yandan demokrasi düşüncesinin olgunlaşması için, kültürün olgunluk düzeyine ulaşması gerekmektedir. Bu da ancak bir bilincin gelişmesiyle olabilir. Bu bilinç de felsefi bakışın yaygınlaşması, felsefenin hayatın içine nüfuz etmesiyle mümkün olabilir. Bu nedenle gelenek ve demokrasi konularına felsefi bir bakış elzem hale gelmektedir. Bu kongre, bu bakışın oluşmasına katkı sunmak için düzenlenmektedir.

Gelenek, demokrasi ve felsefe ilişkisi söz konusu olduğunda, şu sorularla hesaplaşmak gerekmektedir: Gelenek ne demektir? Tarih ve gelenek arasında nasıl bir bağ vardır? Gelenek ile kültür arasında nasıl bir ilişki vardır? Gelenekten ne alabiliriz? Felsefi bir geleneğin oluşması nasıl mümkün olabilir? Gelenek ile din arasında nasıl bir bağ kurulabilir? Demokrasi ne demektir? Gelenek ile demokrasi ilişkisi hakkında neler söylenebilir? Demokrasiden vazgeçebilir miyiz? Demokrasi ve laiklik arasında nasıl bir ilişki vardır? Demokrasinin alternatifi var mıdır? Demokrasi ve hukuk ilişkisi nasıl olmalıdır? Hukuk devleti ifadesi demokrasinin neresinde durmaktadır? Demokrasi ve felsefe ilişkisi üzerine neler söylenebilir? İktidar konusunda nasıl bir çözümleme yapılmalıdır? Bir demokraside kurumlar arasındaki ilişki nasıl olmalıdır? Sanatın bir demokrasi kültürünün oluşumundaki rolü nedir? Ütopya demokrasinin yerleşmesi için hangi imkanları sunar?

Bütün bu sorularla hesaplaşmayı denemek ve gelenek ile demokrasi kavramlarına yeni ve farklı bakışlar ortaya koyabilmek için “Gelenek, Demokrasi ve Felsefe” başlıklı bir kongre düzenlemeyi uygun gördük.

Devamını oku...
 

HAMAMÖNÜ SÖYLEŞİLERİ: DOÇ. DR. MEHMET VURAL

E-posta Yazdır PDF

Türk Felsefe Derneği 4 Ocak 2014 Cumartesi günü saat:19:00'da
Altındağ Belediyesi Kabakçı Konağında
Doç. Dr. Mehmet Vural'ı misafir ediyor
tüm felsefe dostları davetlidir.

   

Her Bilimin Arkasında Bir Felsefe Vardır

E-posta Yazdır PDF

Her Bilimin Arkasında Bir Felsefe Vardır 

Açılım Dergisi, Yıl: 3, Sayı: 10, Kış 2001, s.20-25
Hazırlayanlar: Nurcan Aydoğan, Selma Güler*

Hocam, öncelikle sizi biraz tanıyalım istiyoruz. Siz hem fizikçisiniz, hem felsefeci. Ve tarihle de çok yakından ilgilendiğinizi biliyoruz. Bu ilgi nereden kaynaklanıyor?

Memnuniyetle. Buna mültidisipliner çalışma adı verilir, önce onu söyleyeyim. Mültidisipliner, yani çok disiplinli. Bu en zor çalışma türlerinden biridir. Bu her iki disiplin de veya ikiden fazla ise çoğul olarak disipliner, her birisi için de belli bir müktesebati mecburi kılar.

Benim ilk kariyerim elektrik mühendisliğidir. Elektrik mühendisliğini de yaptım, 8 sene kadar uğraştım onunla. Sonra şu anda bulunduğum fakülteye fizik bölümüne öğretim görevlisi olarak girdim. Aynı zamanda hem fizikte hem felsefede çalışmalarımı yürütmeye devam ediyorum veya gayret ediyorum. Bu ilgi bir nevi fıtri bir temayüldü. Mühendislik yaptığım yıllarda dahi felsefi mahiyette eserler okurdum. Nitekim ondan sonra felsefe mastırına girdiğim zaman lisansta felsefe okumuş olan öğrencilerle yarıştım. Sözgelimi, fabrikada çalıştığım yıllarda, teneffüs aralarında boş zamanlarımda buna benzer eserler okurdum. Notlar çıkarırdım, özetler çıkarırdım. İlk çıkardığım felsefe tarihi özeti çalıştığım fabrikadaki bobinaj atölyesinin bobinaj fişlerinin arkasına yazılmıştır. Tabii zaman ilerledikçe mühendisliği yapamayacağımı hissettim. Entellektüel olmak isteyen birisi için fabrika adeta bir hapishane gibidir. Ondan dolayı mühendislikten ayrıldım. Üniversiteye geldiğim zaman buranın bir "Platon Akademiası" olmadığını biliyordum ama bu kadarını da tahmin etmiyordum doğrusu. Onun için üniversiteye gelmekle hayli ciddi mânâda bir ınkisar-ı hayale uğradığımı da söylemekte fayda var.

Devamını oku...
 

Panteizm ve Panenteizm Tartışmaları Arasında Spinoza

E-posta Yazdır PDF

Panteizm ve Panenteizm Tartışmaları Arasında Spinoza

Spinoza between Pantheism and Panentheism Discussions

MUSA KAZIM ARICAN

Yıldırım Beyazıt University

Abstract:

In this article examines whether Spinoza was a pantheist or not as it widely accepted. When it was considered interpreta-tions of Spinoza’s commentators and philosophy historians, he could be supposed to be pantheist in general. Nonwithstanding, when considering Spinoza’s works first hand, it is pointed out that naming his system as panentheism instead of pantheism is more feasible.

Keywords: Spinoza, God, pantheism, panentheism, transcendent, immanent.

Giriş:

Felsefe geleneğinde, felsefesi en tartışmalı olan filozofların başında Spinoza gelmektedir. Özellikle onun felsefesinin panteizmin en tipik örneği olduğu söylemi bu tartışmaların doruk noktasını oluşturmaktadır. Tabii ki panteizm tartışması Tanrı tasavvuruyla ilişkili bir husustur. Acaba Spinoza iddia edildiği gibi panteizmin en tipik savunucusu mudur? Panteizmin en sistemli savunucusu Spinoza mıdır? Biz bu yazımızda bilinenin aksine Spinoza felsefesinin panteizmle değil panenteizmle ilişkili olduğunu savunmaktayız. Spinoza’nın felsefesi niçin panteizm olarak adlandırılamaz? Doğrudan Spinoza’nın eserlerine ve yazdıklarına başvuracak olursak, Spinoza’nın Tanrı anlayışının dolayısıyla felsefesinin panteizm olarak değil, panenteizm olarak adlandırılmayı hak ettiğini görürüz. Oysa Spinoza’nın eserlerine ve yazdıklarına değil Spinoza yorumcularına ve yazdıklarına bakacak olursak, çoğunlukla Spinoza’nın Tanrı anlayışının, dolayısıyla felsefi sisteminin panteizm olduğunun bize dikte edildiğini görmekteyiz.

devamı >>>

 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 - 8

İSLAM FELSEFESİ

DİĞER DÜŞÜNCE SİSTEMLERİ